İran'dan Türkiye'ye Mesaj: Saldırılar Bizden Değil

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, NTV'ye verdiği özel demeçte, Türkiye'ye yönelik son saldırıların İran tarafından gerçekleştirilmediğini net bir dille ifade etti. Bekayi, İsrailli yetkililerin Türkiye'yi bir sonraki hedef olarak işaret ettiğine dikkat çekerek, Türkiye'ye düşen füzelerin İran ordusuyla bir bağlantısı olmadığını vurguladı. Bu açıklamalar, bölgedeki gerilimin arttığı bir dönemde önemli bir gelişme olarak kayıtlara geçti.

Bölgesel Gerilim ve İran'ın Konumu

Bekayi, İran'ın son dönemde yaşadığı olayları, bölgedeki daha geniş gelişmelerden bağımsız ele almanın mümkün olmadığını belirtti. ABD'nin iş birliği, Avrupa ülkelerinin kayıtsızlığı ve bazı ülkelerin Filistin'deki duruma verdiği açık destekle başlayan bu sürecin, Lübnan, Suriye ve şimdi de İran'ı hedef aldığını söyledi. İsrailli yetkililerin, aralarında Naftali Bennett'in de bulunduğu isimlerin, sıradaki hedefin Türkiye olduğunu açıkça dile getirmesi, bu endişeleri daha da artırdı. Bekayi'ye göre, bu hamlelerin temel amacı, İslam ülkelerini parçalamak, zayıflatmak ve nihayetinde İsrail rejiminin bölge üzerindeki hâkimiyetini sağlamaktır.

"Türk Dostlarımıza Saldırıların İran'dan Olmadığını Söyledik"

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Türkiye ile olan ilişkilerin önemine vurgu yaptı. Türkiye'nin güçlü ve bağımsız bir İslam ülkesi olduğunu belirten Bekayi, İran'ın her zaman Türkiye'nin bu konumunu korumasını istediğini ifade etti. İki ülke arasındaki sınırların en güvenli sınırlar olduğunu ve her zaman dostane ilişkiler içinde olunduğunu hatırlattı. Kültürel, tarihsel, dini ve duygusal ortaklıkların altını çizen Bekayi, Türk halkıyla paylaşılan ortak duyguların önemine değindi. Türkiye'ye yönelik füze veya insansız hava aracı saldırıları olduğuna dair çıkan haberlerin, İran silahlı kuvvetleri tarafından resmen yalanlandığını yineledi. İran'ın onurlu bir şekilde savaştığını belirten Bekayi, ABD'nin askeri üslerini ve saldırıların kaynağı olan her yeri uluslararası hukuk çerçevesinde meşru hedef olarak gördüklerini söyledi. Türk dostlarına da son saldırıların İran tarafından gerçekleştirilmediği bilgisinin verildiğini ekledi.

"False Flag" Operasyonları ve Dikkat Çekme Çağrısı

Bölgenin içinde bulunduğu belirsiz ortamda, kötü niyetli tarafların durumu suistimal etme ihtimalinin yüksek olduğunu belirten Bekayi, İsrail rejiminin bu durumdan faydalanarak İran ile bölge ülkeleri arasında ayrılık yaratmak isteyebileceğini öne sürdü. Bu durumu, 1954'teki Lavon Olayı veya Susanna Operasyonu gibi klasik "false flag" (sahte bayrak) operasyonlarına benzetti. Bu tür operasyonlarda İsrail rejiminin, sabotaj eylemleriyle Mısır ile İngiltere ve diğer ülkeler arasındaki ilişkileri bozmayı hedeflediğini hatırlattı. Bu nedenle tüm komşu ve bölge ülkelerinin dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Olası sabotajların önüne geçmek için Türk ve İranlı ilgili kurumlar arasında daha yakın iletişimin kurulması gerektiğini savundu. Yetkililer arasında yapılan görüşmelerde, herhangi bir olay meydana geldiğinde hızla inceleme yapabilecek ve saldırıların kaynağını tespit edebilecek ortak bir komite kurulması önerisinin gündeme geldiğini belirtti.

Mücteba Hamaney'in Durumu ve Psikolojik Savaş

Yeni dini lider Mücteba Hamaney'in durumu hakkındaki spekülasyonlara da değinen Bekayi, bu tür iddiaların psikolojik savaşın ve yanlış bilgi üretimine dayalı medya kampanyalarının bir parçası olduğunu söyledi. Mücteba Hamaney'in hayatta ve tamamen sağlıklı olduğunu kesin bir dille ifade etti. ABD ve Siyonist rejimin ülkeleri yıkma yönteminin sabit bir model izlediğini belirten Bekayi, bu modelin önce ülkeleri şeytanlaştırmak, ardından saldırıları kolaylaştırmak ve meşrulaştırmak için halkı insan dışı göstermek üzerine kurulu olduğunu söyledi. Trump'ın İran hakkındaki söylemlerini örnek göstererek, bir süre önce yardım etmek istediklerini söylerken şimdi İranlıları kötü ve nefret edilen insanlar olarak gösterdiklerini belirtti. Bu durumun, sivillere yapılan saldırıları ve Minab'daki bir okula yapılan ve 175 öğrencinin hayatını kaybettiği saldırıyı meşrulaştırma amacı taşıdığını ifade etti. Birçok medya kuruluşunun araştırma yapmadan bu propaganda ve yalanları kabul edip yaydığını üzülerek belirtti. Bu nedenle İslam dünyası ve bölge medya kuruluşlarının rolünün çok önemli olduğunu vurguladı.

İran'ın Kimliği ve Bölgesel Değerler

Bekayi, İran'ın sadece kendisini değil, aynı zamanda bölge ülkeleriyle paylaştığı ortak kimliği ve değerleri de savunduğunu belirtti. İran medeniyetine ve kimliğine yönelik saldırıların, aslında tüm bölge ülkeleri için ortak olan değerlere yapıldığını söyledi. İsfahan ve Yezd'deki kültürel miras ve tarihi eserlere yönelik saldırıların, kimliği hedef alma amacı taşıdığını ifade etti. İran halkının Mevlana'ya verdiği değer ile Türkiye halkının verdiği değerin aynı olduğunu, Nizami Gencevi'ye verilen önemin de ortak olduğunu vurguladı. Bu nedenle Amerika'nın İran'ın kimlik sembollerine ve İran-İslam kimliğinin sembollerine saldırısının, tüm bölge ülkeleri için ortak olan değerlere bir saldırı olduğunu belirtti.

Savunma ve Bölgesel Güvenlik

İran'ın Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi'ndeki deniz güvenliğinin koruyucusu olarak görüldüğünü belirten Bekayi, bu güvenliği sağlamak için büyük bedeller ödendiğini ve birçok şehit verildiğini söyledi. Baskılara, yaptırımlara ve tehditlere rağmen her zaman itidalli davrandıklarını vurguladı. Savaşın genişlemesinin kesinlikle İran'ın çıkarına olmadığını belirten Bekayi, yaşananların ABD ve İsrail'in askeri saldırılarına karşı İran'ın savunma eylemleri olduğunu söyledi. Bu savaşı başlatmadıklarını ve bir ülkenin füze ve bombalarla saldırıya uğrarken, halkı hedef alınırken ve altyapısı saldırıya uğrarken tepki vermemesinin beklenemeyeceğini ifade etti. Vatanı, onuru ve namusu savunmanın doğal bir hak olduğunu ve her yönetimin görevinin ülkesinin varlığını savunmak olduğunu belirtti. İran'ın yaptığı şeyin olağanüstü olmadığını, sadece kendilerini savunduklarını söyledi. ABD ve İsrail hedeflerinin yanı sıra bölgedeki bazı ülkelerde bulunan ABD üslerini vurmak zorunda kalmalarının nedeninin, bu üslerin İran'a karşı saldırıların planlanması ve desteklenmesi için kullanılması olduğunu açıkladı. Daha önce dost olarak gördükleri bölge ülkelerinden topraklarının İran'a saldırı için kullanılmasına izin vermemelerini istediklerini ancak ABD'nin bu durumu kötüye kullandığını belirtti. Çöl bölgelerinden İran'a doğru füzelerin fırlatıldığını gösteren görüntülerin bile yayımlandığını ve ABD'nin bölgedeki askeri imkanlarını İran'a saldırı için kullandığından şüphe duymadıklarını söyledi. Cumhurbaşkanlarının da yaşananlardan dolayı bölge halklarının zarar görebileceği ihtimalinden dolayı üzüntü duyduğunu açıkça ifade ettiğini ve eğer bu üslerin kötüye kullanılması durursa İran'ın da bu eylemleri sürdürmesi için bir neden kalmayacağını belirtti. Ancak son günlerde İran'a saldırılar için ABD üslerinin kullanımının arttığını gördüklerini ekledi. Bu bağlamda, Hürmüz Boğazı'nın stratejik önemi ve bölgedeki enerji güvenliği konuları da önem kazanmaktadır.

Editör Notu: İran Dışiş

İlgili Haberler